Görüntüleme: 164
6 0
Okunma Süresi2 Dakika, 24 Saniye

Bir İnci Tanesi

Franz von Stuck, Falling Stars, 1912

Yıldızlı bir yaz gecesinde gökyüzüne bakıp yıldızları dinlediniz mi hiç? Daima bir şey anlatıyorlar, dinlemeyi ve duymayı bilenlere. Peki kayan bir yıldızın arkasından dilek tuttunuz mu? Belki de dileğimiz tutsun diye kaymıştır o yıldız. En çok üzüldüğümüz, en dara düştüğümüz o an için. Ya da mutluluğu her hücremizle istediğimiz o an, ruhumuza bir umut aşılamak için. Sahi mutluluk istenir mi, elde edilebilecek bir şey midir? Ulaştıktan sonra ellerimizden kayıp gitmeden tutabilecek miyiz onu?

Mutluluğu arayan çok fakat bulan insan azdır.

Bizi etkisi altına almış bu toplumsal mutsuzluğun sebebini düşünüyorum sık sık. Mutluluk belki de bulunmayacak kadar az ve kıymetlidir, belki de yanlış yerde ve yanlış şekilde arıyoruzdur. Farklı farklı insanlarda, hobilerde, sosyal aktivitelerde, bazen de gökyüzünde veya yeryüzünde. Olmadığımız her yerde ve elimizde olmayan her şeyde… Belki de aradıklarımızdan farklı bir yerdedir, bambaşka bir yerde, bambaşka bir biçimdedir. Her ihtimali değerlendirmeden arayıp da bulamayışın o hayal kırıklığına bırakıyoruz kendimizi. Hiç düşündünüz mü; gerçekten istediğim hayat bu mu, istediğim o yerde miyim diye? Mutluluğu bulamadığımızı söylüyoruz. Fakat bu, karanlık bir odada bir şeyler ararken odanın ışığını açmak yerine, küçük bir el feneriyle her bir köşeye tek tek bakmaya benziyor. İşin kötü yanı el feneriyle aramak değil, aradığımız eşyanın o odada hiç bulunmayışıdır. Bu durumda, arayıp da bulamadım hayıflanması ve hayal kırıklığı ne kadar nafile ise mutluluğu bulamadığımız için üzülmemiz de aynı şekilde boşunadır. Belki de bizi mutsuzluğa iten; ait olduğumuz yerde olmayışımız, istemediğimiz yerde bulunma zorunluluğumuz ve o mutlak mutluluk arayışımızdır.

Yapmamız gereken basit aslında;

Edvard Munch, Sick Mood at Sunset. Despair, 1892

Neredeyim, nasılım, hayattan neler istiyorum sorularını sorarak kendi içimize yolculuk yapmak. Kendini dinlemeli insan, çünkü bize en net cevabı iç sesimiz verebilir. Zihnimizde ve ruhumuzda düşünceler karıştığında ancak kendi sesimizi duyabiliriz. Gerçekten mutsuz muyuz yoksa mutsuz mu hissediyoruz diye de düşünebiliriz. Daima mutluluk aranan bu hayatta çevremizdeki mutluluğu görmüyor olabiliriz. Hep ve daimi olarak mutlu olmak istemek, kitapların ve filmlerin ütopik dünyasında yaşamaya benziyor. Daima mutluluk olamaz çünkü insan dört mevsimdir,
hep yaz ya da kış kalamaz. Üzüntü, sevinç, hüzün, neşe, hayal kırıklığı ve daha nice duyguyla yaşar. İnsan her duygusuyla insandır, sadece mutluluk veya hüzünle değil. Barbie bebek değiliz ki yüzümüzde ruhsuz ve kırık bir gülümsemeyle sonsuza kadar yaşayalım. İnsan gözyaşıyla da sevinciyle de sorgularken hüzünlendiğinde de insandır. Mutluluk bir inci tanesi gibi özeldir; her insana verilmiş ve doğru yerde, doğru biçimde bulması için saklanmıştır. Bulamayanların bulabilmesi için de iletişim ve sevgi bahşedilmiştir insanlığa. Doğru iletişim ve sevgi diliyle üstesinden gelinemeyecek hiçbir şey yoktur ve herkesin aradığı o mutluluğu da bulduracaktır bizlere. Peki evrenin sevgi üzerine kurulu oluşunu bir kez daha gördüğümüz bu zamanlarda dünyayı güzelleştiren birkaç şey varken bu mutsuzluk neden? Şimdi, bir istiridyenin kabuğunda oluşan o kıymetli incimizi keşfetme vaktidir 🙂

Kapak: Vincent Van Gogh, Starry Night Over the Rhone, 1888

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
100 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Previous post Kara Delikler Nedir?

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.