Doğu Romanın Altın Çağı: Justinyanus Dönemi Ve Roma’nın Dirilişi

DOĞU ROMANIN ALTIN ÇAĞI: JUSTİNYANUS DÖNEMİ VE ROMA’NIN DİRİLİŞİ

İmparator Justinyen’in dönemi, Doğu Roma’nın yükseliş devridir. 521’de konsül olduğu, resmi hükümdarlık dönemi 527-565 yılları arasında olmasına rağmen, imparator olup taç giymeden öncede amcası İmparator Justinus’un döneminde de iktidarda olduğu, hükümdarlığının 518 yılında başladığı söylenir.

Jüstinyen

Roma İmparatorluğu, henüz Jüstinianus’un tahta çıkışından 132 yıl önce, 395 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları olmak üzere iki ayrı devlete bölünmüştü. Ancak bu bölünmeden henüz 100 yıl bile geçmeden, 476 yılında, Batı Roma İmparatorluğu çökmüş, topraklarında Romalıların “barbar” olarak adlandırdığı Cermen kavimleri kendi krallılarını kurup hüküm sürmeye başlamıştı. Bu dönemde Galya’da Frank, İtalya’da Ostrogot, Hispanya’da Vizigot ve Kuzey Afrika’da ise Vandal kralları hüküm sürmekteydi.

Jüstinyen, Bizans (Doğu Roma) tahtına oturan son Roma İmparatoru’ydu. Ancak o aynı zamanda İmparatorluk kudretinin Tanrı’dan geldiğine inan bir Hristiyan’dı. Evrensel İktidar için savaşmasının temelinde sadece Romalılık değil aynı zamanda Hristiyanlık da yatıyordu. Hristiyan inancının zaferi onun gözünde Roma mirasının yeniden canlandırılması kadar kutsal bir görevdi. 1. Thedosios zamanından beri hiçbir hükümdar Hristiyan inancı uğrunda bu kadar çalışmamıştı. Hristiyan kilisesi de Jüstinyen’in kişiliğinde sadece gayretli bir hami değil aynı zamanda efendisini de buldu. Çünkü o, devleti idare eder gibi aynı şekilde kilise kanunlarını da en ince ayrıntısına kadar müdahale ederek kilise hayatını da idare ediyordu.

Jüstinyen, Roma ve Hristiyanlık idealleri üzerine yetiştirilmiş, devlet yönetiminde deneyimli, olgun fikirli, metin karakterli ve çalışma zevkine sahip biriydi. Hatta saray çalışanları ona “hiç uyumayan imparator” demiştir. Onun idare ve düzen üzerindeki bu artılarına rağmen kibri, gücendirici tavırları ve özellikle kararsızlığı zayıf bir iradeye sahip olmasına yol açmıştır.

Roma dönemi İstanbul

Roma imparatorunun, Roma mirasında hakimiyet kurması tabii hakkıydı. Hatta “İmperium Romanium“‘u ( Roma İmparatorluğu arazisi) tekrardan tek bir Roma ve Hristiyan İmparatorluğu olarak bir araya getirmek üzere Rom arazisini yabancı asıllı barbarların hakimiyetinden kurtarmak onun kutsal görevi idi. Jüstinyen işte bu kutsal görevi amaç bilerek tahta oturmuştu.

Jüstinyen‘in kişilğinin en büyük ispatı ise onun birleştiricilik ve liderlik ruhudur. Gerçekten de dönemin önemli fetihlerini o değil komutanları Belisarius ve Narses idare etmişti. Hukuki reformları bizzat o değil Tribonianos yapmıştı. En önemli idari tedbirleri o değil Kapadokyali İonnes almıştı. Ama o bütün bu adamları birleştiren liderdi. Büyük İmparatorluğun tekrar kurulması bütün Bizanslıların özlemiydi ama o dönemin bütün büyük işlerinin ruhuydu. Bundan dolayıdır ki ileri dönem Bizanslılar için ideal bir örnekti.

533 yılında Belisarios takriben 18.000 kişilik bir birlikle Afrika ‘ya çıktı. Vandalların parlak devirleri artık geçmişti. Buna mukabil Belisarios son Vandal Kralı Gelimer’i Decimum ve Tricamarum muharebelerinde kesin yenilgilere uğratarak 534 yılında başkente döndü.

Ayasofya Kilisesi ve Jüstinyen tasviri

Bir sene sonra (535) Belisarios bu sefer Ostrogot devletine karşı sefere girişti. Belisariosdan farklı bir ordu Dalmaçya‘ya girerken Belisarios Sicilya üzerinden İtalya’ya girerek Napoli ve Roma şehirlerini ardı arkasına fethetti. Ancak daha sonra Roma’da bir kuşatma savunmasına katlanmak zorunda kaldığı gibi büyük çabalar harcayarak kuşatmayı kuzeyden yarmaya, Ravenna‘yı zapta ve kahraman Ostrogot Kralı Vitiges‘i esir etmeye muvaffak olmuştur (540).

Büyük fetihler İspanya‘daki Vizigot devletine karşı yapılan savaşlarla sona erdirildi. Bizans buraya bir ordu çıkarmayı ve İberik Yarımadası‘nın güneydoğu köşesini işgal etmeyi başardı (554). Böylece Akdeniz yeniden devletin iç denizi haline gelmiş oldu. Roma İmparatorluğu kısa süreliğine de olsa kaybettiği toprakların büyük kısmını tekrar geri almıştı.

Fetihler sonucu eski imparatorluk yeniden doğmuş gibiydi. Aslında eski imparatorluk topraklarından alınmayan daha çok yer vardı ama İtalya, Kuzey Afrika‘nın en büyük kısmı, İspanya‘nın bir parçası, bütün Akdeniz Adaları, Dalmaçya kıyıları tekrardan imparatorluk tacına bağlandı. Akdeniz tekrardan İmparatorluğun iç denizi haline gelmiş oldu. Başkent Roma tekrar geri alındı.

Durumu Hukuk Tarihi açısından ele alırsak, Jüstinianus’un katkısının emsalsiz olduğunu görürüz. Bu emsalsiz katkısı bugüne kadar ulaşan, daha da önemlisi kendisiyle beraber Roma Hukukunu da günümüze taşıyan, modern hukuk kurumlarının oluşmasında temel olan Corpus Juris Civilistir.

Jüstinyen devrinin en önemli ve en sürekli ömre sahip olmuş eseri Roma hukukunun Codex (cilt) haline getirilmiştir. Tribonianos başkanlığında bu iş şaşılacak derecede kısa sürede bitirildi. Codex Gregorianus ve Codex Hermogenianus eserlerinden yararlanılmak sureti ile Hadrianus (Roma İmparatoru) bu yana geçerli olan tüm İmparatorluk yasaları bir araya getirildi. Bu koleksiyon 529 yılında Codex Iustinianus adıyla yayınlandı.

Bu arada o dönem için ilginç sayılabilecek bazı kararlar da aldı:

  • Her çocuk özgür doğar.
  • Köleler tek bir cümle ile serbest bırakılabilir.
  • Gayrimeşru çocuklar da mirastan pay sahibidir.

Daha sonraki dönemlerde, özellikle Ortaçağ’ın örfi hukukunun modern hukuka dönüşmesinde Roma Hukuku kurumlarından ciddi ölçüde yararlanılmıştır. Bundan dolayı bugün Japonya’dan Latin Amerika’ya, mevcut pek çok hukuk sisteminin temelleri, Jüstinianus’un Roma Hukukunu derlemeleri sayesinde oluşturulmuştur. Eğer Jüstinianus’un bu çalışmaları olmasaydı, bugünkü Roma Hukuku bilgimizin büyük kısmına hiç sahip olamazdık.

“Roma Yunanistan’ı kılıcıyla, Yunanistan ise Roma’yı kültürüyle fethetmiştir” sözü, Yunan felsefesinin Klasik Roma Hukuku üzerindeki etkisi açısından da geçerlidir. Roma Hukuku’nun kökleri eski Roma dinine dayansa da Klasik Roma Hukuku Kartaca’nın fethinden sonra başlayan süreçte oluşturulmuştur. O dönemin en ileri felsefe birikimi ve okullarına sahip Yunanlıların bu birikimleriyle Roma Hukukunun gelişiminde katkıları olmuştur. Jüstinianus’un Atina felsefe okullarını kapatmasıyla artık Ortodoks Hristiyan öğretesiyle uyuşmayan düşünceler kabul edilmemekteydi. Platoncu görüşleriyle öne çıkan bu okulun kapanması imparatorluktaki özgür düşünceye ciddi bir darbe vurmuş ve o dönemde de büyük tepki uyandırmıştır. Jüstinianus’un bu hareketi Doğu Roma düşünce dünyasında Ortodoks Hristiyanlığı, felsefi düşünceye baskın hale getirmiştir.

 

Jüstinianus’un son verdiği bir diğer kurum ise Roma Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden beri devam eden konsüllük kurumudur. Konsüllerin etkisi her ne kadar İmparatorluk zamanında zayıflasa da sembolik olarak hala çok şey ifade etmekteydiler. Ancak Jüstinianus tarafından kaldırılmalarıyla Doğu Roma, kurucu köklerinden iyice uzaklaşmıştır. Zaten Jüstinianus’un ölümünden yüz yıl sonra Doğu Roma İmparatorluğu’nun resmi dili olan Latince’nin yerini Yunanca almıştır. Böylelikle Jüstinianus, Roma tarihi için hem bir son ve hem de yeni bir başlangıçtır.

Ayasofya Justinyen ikonu

532 yılında antik İstanbul Hipodromu’nda başlayan isyan neticesinde Konstantinopolis 5 gün boyunca yanmış ve bu arada Ayasofya ile Samson Hastanesi de kül olmuştur. Gerçi bu sayede bugünkü Aya Sofya inşa edilmiştir fakat bedeli ağır olmuştur. İsyanı bastırmak için 30.000 civarında insan hipodromda kılıçtan geçirilmiştir. Bazı Romalı tarihçiler, Jüstinyen’in bu katliamı hiç istemediğini ve çok üzgün olduğunu, bu nedenle de büyük mabedi inşa ettirdiğini yazarlar. Zaten bu olaydan sonra bir daha kimseyi ölümle cezalandırmayacaktır.

Tarihler 541’i gösterdiğinde İmparator Jüstinyen yeni bitirttiği Ayasofya’nın keyfini çıkarıyordu.  3.Ayasofya olarak da anılan kilise, o zamanlar için yeryüzünün en büyük ibadethanesi idi. Kutsal mabet, yüzyıllar boyunca da bu unvanını korumuştur. Justinianus, Doğu Ortodoks Hristiyan Kilisesi tarafından bir “aziz” olarak kabul edilmektedir ve “aziz yortu günü” ölüm günü olan 14 Kasım’dır.

Justinyanus, Konstantinopolis’i eğlence ve kültür merkezi haline getirmişti. Ancak yavaş yavaş yaklaşan bir tehlike vardı. Bir anda ortaya çıkan veba salgını herkesi esir almaya başlıyordu. 542 yılının mayıs ayında, Konstantinopolis’in kuruluş kutlamalarında şehre ulaşan veba salgını, Jüstinyen vebası olarak anılır. Yüzyıllardır şehrin başına gelen en büyük felaket olan salgın neticesinde 750.000 olan Konstantinopolis nüfusu, 450.000’ine inmişti. Tam 300 bin kişi, İskenderiye ve Filistin’den gelen gemilerin demirlediği iskelelerden yayılan bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Written by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir