Divan Şiiri ve Yunan Mitolojisi

DİVAN ŞİİRİ VE YUNAN MİTOLOJİSİ       

Divan Edebiyatı, Türklerin Anadolu’da İslamiyet ekseninde oluşturdukları ve XIII. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar hüküm süren edebî zemini oluşturmaktadır.

Anadolu gibi tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, göç yolları üzerinde bulunan, savaşlar veya başka sebeplerle insan haraketliliğinin had safhada olduğu bu coğrafyada birçok medeniyetin mitolojik tarihine dair unsurları görmek mümkündür. Nitekim dünya medeniyet tarihi açısından düşünüldüğü zaman tarih boyunca birçok medeniyetin doğuş ve geçiş güzergâhı olarak halk anlatılarının en yoğun yaşandığı ve yaşatıldığı bölgelerden olan Anadolu; tarih boyunca Eski Yunan, Roma İmparatorluğu, Sâsâniler, Selçuklu, Osmanlı ve son olarak da Türkiye Cumhuriyeti medeniyeti altında birçok kültüre ev sahipliği yapmış ve aynı zamanda Doğu ile Batı medeniyetleri arasında köprü görevi gören konumu nedeniyle kültür geçişlerinin de önemli bir durağı olmuştur. Bunu ortaya koyan en önemli iki bilim dalıysa Arkeoloji ve edebiyattır.

Yunan mitolojisi Anadolu coğrafyasında yaşayan insanların kültürel belleklerine Orta Doğu’nun diğer eski medeniyetleri gibi nüfuz etmiştir.

Türk edebiyatının Yunan mitolojisi ile ilişkilendirilmesine dair ilk çalışmalar modern Türk edebiyatının başlangıç dönemi olarak kabul edilen Tanzimat dönemi ile başlar. Bu dönemde “Batı etkisinde gelişen modern Türk edebiyatının mitolojik zemini aşama aşama Yunan mitolojisine kayar”. Ancak bu yöneliş bir nevi zorunlu yöneliştir. Zira “Türk edebiyatının Yunan mitolojisine yönelmesi Batılılaşma sürecinin olağan bir sonucudur. Batı edebiyatı Eski Yunan kültürü temelinde yükselmiştir”.

Türk Edebiyatında “Tanzimat döneminden itibaren mitolojiyle ilgili kitaplar yazılmıştır. Şemseddin Sami’nin Esâtir, Nabizade Nâzım’ın Esâtir, Mehmet Tevfik Paşa’nın Esâtir-i Yunaniyan gibi eserleri geniş yankı uyandırmıştır”. Yine “Türk edebiyatı, Şinasi’nin “su kızı” imgesiyle Yunan mitolojisine açılmış, Ahmet Mithat Taaffüf romanında Venüs-Minerva (Afrodit-Athena) karşılaştırması yapmış ve Yahya Kemal ve Yakup Kadri’nin Nev-Yunanilik oluşumu” ortaya çıkmıştır. Yunan mitolojisine dair unsurların edebî eserlerde kullanımı Cumhuriyet sonrasında ise daha yoğun bir şekilde devam etmiştir. Tevfik Fikret’in Prometeadlı şiiri ve son dönemden Can Yücel’in Hıdrellez şiiri Yunan mitolojisine dair unsurların Türk Edebiyatında kullanımına dair birer örnek olarak verilebilir.

Klasik Türk şiirindeki yeri, ele alınış şekli ve şairin hayal dünyasına katkısı bakımından “mitoloji” bu şiir geleneğini besleyen önemli bir kaynak olarak dikkat çeker. Divan şairleri bilhassa Fars mitolojisinden etkilenmiş; orijinal ifadeler yakalamaya çalışırken eski anlatıların sunduğu olanaklardan yararlanmışlardır. Bu çalışmada ele aldığımız Nev’izâde Atâyî Divanı, mitolojinin divan şiirine kaynaklık etmesine iyi bir misal oluşturur. Eserde kullanımına rastladığımız mitolojik ve efsanevi şahsiyetlerin sayıca çokluğu, şairin bu isimler etrafında ördüğü imgelem ve söz konusu unsurları işlemedeki becerisi, Klasik Türk şiir geleneğinde eski anlatı ve şahısların yarattığı mânâ zenginliği konusunda bize dikkate değer bilgiler vermektedir. Birçok beyitte gönderme yapılan Şehnâme kaynaklı kahramanlar ya da Arap ve Yunan kökenli şahsiyetler, ihtiyaç duyulan hayal gücünü pekiştirmekte ve ifade imkânı bakımından şaire yeni olanaklar sunmaktadır. Eserde yer verilen kişi ve motiflerin şiire taşıdığı anlamsal açılımlar, Klasik Türk şiirinin kültürel zenginliğini de ayrıca ortaya koymaktadır.

Mitoslar da ilkel insan topluluklarının, evreni, dünyayı ve doğa olaylarını kişileştirerek yorumlamak, henüz sırrını çözemedikleri yaşamın ve evrenin çeşitli görüntülerini bir anlam kolaylığına bağlamak gereksiniminden doğan öykülerdir.

Mitoloji, hemen hemen bütün sanatların ana kaynaklarından birisidir. Bir göndermeler hazinesi olan mitolojik figürler sanat serlerinde çok değişik şekil ve anlam birimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden sanatsal metinlerin anlaşılmasında mitolojik çözümlemelerin büyük bir önemi ve tartışılmaz bir rolü vardır.

Tylor, mitolojiyi ilkel bir felsefe şeklinde değerlendirirken Max Müller ve Spencer onu bir dil hastalığı şeklinde tanımlar. Freud, mitleri ilkel insanın bilinçaltı olarak görürken Bultmann, aşkınlığın insan yaşamına girmesi şeklinde yorumlar.

Divan şiirinde yer verilen mitolojik ve efsanevî şahsiyetlerin genellikle İran menşeli olduğu görülür. Tanpınar her ne kadar divan şiiri mitolojisinin kaynaklarını Şehname, büyük masallar ve Arap kültürüne dayandırsa da mitolojik arka planı sadece bunlardan ibaret saymak yeterli değildir. Çünkü Hint, Çin, Ortadoğu, Yunan mitolojileri ile Anadolu’da uzun zaman önce yaşamış birçok milletin mitolojisinden gelen birtakım unsurların divan şiirinde kullanım olanağı bulduğu göze çarpar. İlk bakışta İran mitolojisinden alınmış gibi görünen bazı motiflerin benzerinin diğer milletlerin mitolojik öykülerinde de yer alması bunu kanıtlar niteliktedir.

Yaklaşık 600 yıl boyunca devam etmiş bir edebiyat ekolü olan Eski Türk Edebiyatının mitolojik yönelimleri açısından Divan şiiri mitolojik olarak çoğunlukla İran esaslı bir şiir geleneğine sahiptir. Fakat Divan şairinin mitolojik referansları sadece İran´la sınırlı değildir. Kadim Milletler, eski Mısır, Yunan, Arap, Hindistan, hatta Çin ve diğer pek çok milletin mitlerini bu edebiyatta görmek mümkündür. Yine efsanevi ve mitsel karakterde olmak üzere, İsrailiyyat ve diğer dinlerin – mitolojik referansları olan – anlatılarının izleri de Divan edebiyatında görülebilir. Eski çağların, adları ve maceraları efsanelere karışmış pek çok doğulu karakteri bu şiirde yer almış; bazen telmih, bazen mazmun, bazen de değişik bir sanat aracılığıyla bu şahıslara atıflarda bulunulmuştur.

İlk kez Yunanlılar tüm mitsel figürleri insanileştirmiştir. Afrodit, güzel bir kadın heykeliyle tecessüm ediyor. Mısır’da tanrı Ra var, ama kim bu? Orada sadece tanrının sembolleri var çünkü Doğu’da tanrıyı bir kalıba sokmak tanrıyı sınırlandırmak demektir. Yunanlılarsa tanrıyı göstermede bir beis görmüyor. Batı zamanla icatlara, gezegenlere, keşiflere mitolojiden adlar vermeye başlıyor. Freud’un tüm kuramları mitolojiden geliyor. Mitolojiyi gündelik hayatlarında, sanatta, dini alanlarda o kadar kullanıyorlar ki insanın aklına Yunan deyince mit, mit deyince de bu yüzden de Yunan geliyor. Maalesef, Yunanlılar dışındaki milletler kendi mitlerini hayatlarında onlar kadar kullanmadı. Türkçe yazılmış mitoloji kitaplarına bakıyorsun, hep Yunan söylemleri var. Türk, Arap, İran mitolojisi yok mu? Elbette var. Ama derlenmemiş. Birkaç efsane dışında yazılı maalesef kaynak yok. Türk mitolojisiyle ilgili yazılı kaynakların az olması akademik alandaki eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Aristo

Örneğin Aristo, İslâm literatüründe Muallim-i Evvel ve Sâhibü’l-Mantık unvanlarıyla anılan ünlü Yunan filozofudur. “Doğu edebiyatlarında menkıbevî hayatı, felsefesi, akıl ve hikmet sembolü olması, Eflatun’un talebeliğini ve İskender’in danışmanlığını yapması” gibi birçok özelliğiyle yansımaları olan Aristo, divan edebiyatında da karşımıza çıkmaktadır. Edebiyatımızda daha çok “Aristo, Risto, Ristotales, Aristû, Arestû, Aristalis Ristalis, Aristotalis, Aristoteles” gibi isimlerle anılan filozof, akıl ve tedbîr timsali olarak sembolize edilmiştir. Şairler çoğunlukla memdûha yaptıkları övgüde Aristo’yu bir karşılaştırma veya benzetme unsuru olarak kullanmışlardır. Bazen de aklın aşk karşısında acizliğini vurgulamak açısından, aklın sembolü kabul edilen Aristo zikredilmiştir.

Eflatun; Aristo’nun hocası, Sokrat’ın öğrencisi ünlü Yunan filozofudur. Öğrencisi Aristo gibi akıl, hikmet ve bilgeliğin timsali olarak kabul görmüştür. Divan şiirindeki kullanımı Aristo’nun ele alınışıyla aynı doğrultudadır.

Makedonyalı İskender ise Aristo tarafından yapılan ve gemilerin bir aylık yoldan gelişini gösteren âyîne-i İskender sebebiyle şiirlerde işlenir. Dârâ genellikle İskender ile birlikte anılır. Dârâ tâcı, tahtı ve ihtişamından dolayı zikredilir. Şair, bu zamanın, dünyadaki tâlih ve mutluluğun bâkî olmadığını göstermek için Dârâ’nın hikayesine telmihte bulunur.

Behrâm, aynı zamanda Merih (Mars) yıldızının diğer adıdır. Elinde bir kılıç veya hançer ile tasvir edilir. Yunan mitolojisinde savaş tanrısı olarak bilinir. Aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet’i tasvir ederken de kullanılmıştır. Usta dövüşcülere ve pehlivanlara övgüde bulunmak gelenektir. Sultan Mehmed’in ise pehlivanlığı herkesçe malumdur.

Yunan mitolojisinde bulunan tanrıça ve dişi karakterlerle divan edebiyatındaki sevgili tipi arasında da ortak noktalar bulunmaktadır. Yunan mitolojisindeki tanrıça ve kadın karakterlerde olduğu gibi divan edebiyatında da kadın (sevgili) tipinin belirli özellikleri bulunmaktadır. Genel olarak “fizikî özellikler, karakteristik özellikler” şeklinde değerlendirebileceğimiz bu özellikler divan edebiyatının geleneksel yapısı bağlamında şairlerin dilinde benzer nitelikler göstermektedir.

Kökleri Ege, Akdeniz ve Anadolu’ya dayanan ancak etkisi itibarıyla söz konusu coğrafyaların dışına taşan ve şöhreti evrensel boyutlara ulaşanYunan mitolojisi; “yaklaşık M.Ö. 775 (Homeros-İlyada) ve yine yaklaşık M.Ö. 725 (Hesiodos-Theogonia) yıllarında yazıya geçen söylencelerden oluşan” (Rosenberg, 2003: 29) mitoloji olarak bilinmektedir. Sözlü edebiyat ürünü olarak yaratılan Yunan mitolojisi; tanrılar, tanrıçalar, çeşitli kahramanlar ve karakterler hakkında anlatılan hikâyelerin nesiller boyunca yaygınlaşarak geniş bir coğrafyada varlığını sürdürmesi ile günümüze kadar ulaşmıştır.

Batı masallarında incelediğimizde kadınlar işlevsizdir. Bir prens gelecek, öpecek ve uyandıracak. Yani üst sınıf gelecek. Bizde ise Dede Korkut hikâyelerinde bir kızı bir bey ister, kız, gelsin savaşalım der. Erkekle savaşır, yenerse evlenir. Bizde kadına basit anlamlar yüklenmez, kadın işlevseldir.

Divan edebiyatında sevgili tipini en fazla bağdaştırabileceğimiz Yunan tanrıçası Aphrodite’dir. Aphrodite Yunan mitolojisinde 12 büyük tanrıdan biridir. “Aşk, güzellik ve eğlence tanrıçasıdır. Simgeleri kuğu, serçe ve güvercindir”.  Divan şiirinde sevgilinin yüzü güle veya gül bahçesine benzetilmiştir. Bu bize Yunan mitolojisinde Aphrodite’yi hatırlatmaktadır. Yunan mitolojisinde Aphrodite’yle gül birbiriyle iç içedir. Aphrodite, baharın gelişi, çiçeklerin (özellikle gülün) açması ile bağdaştırılır. Ayrıca sevgili tatlı gülüşü ile de söz konusu edilmiştir. Bu bize Yunan mitolojisinde Aphrodite’yi hatırlatmaktadır. Nitekim Aphrodite’nin tatlı gülüşlü, dolayısıyla tatlı dilli olmasıyla bağdaştırıldığı görülmektedir. Sevgilinin güzelliğine hayran olunulmasından söz edilmiştir. Bu bağlamda Aphrodite ile bağdaştırılabilir.

Demeter

Hera, Yunan mitolojisinde Yunan mitolojisinde 12 büyük tanrıdan biridir. “Zeus’un karısı, evlilik ve doğum tanrıçasıdır. Simgeleri zambak, inek ve tavustur”. Divan şiirinde sevgilinin gözünün büyüleyici olduğunu belirtilmiştir. Bu bize Yunan Mitolojisinde Hera’yı hatırlatmaktadır. Nitekim Hera büyük ve büyüleyici gözlere sahiptir. Ayrıca sevgili tavus kuşuna da benzetilir.

Artemis, Yunan mitolojisinde Yunan mitolojisinde 12 büyük tanrıdan biridir. Yunan mitolojisinde hayvanların, bitkilerin ve çocukların tanrıçası olan Artemis, Apollon’un kız kardeşidir ve ok ve yay kuşanmış bir şekilde tasvir edilir. Artemis, gün baktıktan sonra, gökte dolaşan solgun ve yorgun ışıklar saçan ayın tanrıçasıdır ve ayın sembolüdür. Divan şiirinde sevgilinin saçı zırha benzetilmiştir. Bu bize Yunan Mitolojisinde Artemis’i hatırlatmaktadır. Sevgili istiare yoluyla aya da benzetilir. Divan edebiyatında oldukça sık kullanılan bu benzetme sevgili ile ay tanrıçası Artemis arasında ilişki kurma bağlamında değerlendirilebilir. Sevgilinin kirpikleri oka da benzetilir. Ayrıca âşık sevgiliye ulaşamamanın verdiği hüzünle kanlı gözyaşı dökmektedir. Nitekim Artemis de ok ve yayla tasvir edilirken ona arzu duyanların da acı çektiği bilinmektedir. Yine sevgili tasviri hem yara veren hem de merhem olan kişi olarak tasvir edilmiştir. Artemis’in ise hastalara çare olduğu ile bilinmektedir.

Demeter, Yunan mitolojisinde Yunan mitolojisinde 12 büyük tanrıdan biridir. “Tarımın yaşamının yenilenmesinin tanrıçasıdır. Simgeleri buğday başağı, haşhaş ve evcil domuzdur”. Divan şiirinde sevgilinin saçının rengi güneşe benzetilmektedir. Bu bize Yunan mitolojisinde Demeter’i hatırlatmaktadır. Nitekim Demeter’in tasvirlerinde saçının rengi altına yahut güneşe benzetilir.

Pallas (Bakire) Athena, Yunan mitolojisinde Yunan mitolojisinde 12 büyük tanrıdan biridir. Babası Zeus olan Athena “zekâ, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçasıdır. Roma mitolojisinde Minerva diye anılır”.  “Sanat, teknik, barış ve savaşın tanrıçasıdır. Simgeleri kalkan, mızrak, zeytin dalı ve baykuştur”. Ela gözlüdür. O Yunanlılar içinde yenilmez bir kavgacı idi. Cesareti, hiçbir tanrı ile kıyaslanamazdı. Sevgilinin ecel celladı olması, yürekli ve korkusuz olması, kaşların hançere benzetilmesi, ela gözlü olması ve güzelliği ile ilişki kurulabilir.

Eos, Yunan mitolojisinde sabah tanrıçası olarak bilinmektedir. Kolları ve parmakları gül pembesi, giysisi safran sarısı rengindedir. Yeni gün olarak da bilinmektedir. Divan şiirinde sabah rüzgârının sevgiliden haber getirmesinden bahsedilmiştir. Bu bize Yunan mitolojisinde Eos’u hatırlatmaktadır. Nitekim Eos’un anlamı sabah tanrıçasıdır, ortaya çıktığında hafif rüzgâr eser ve şafağın olmasına vesile olur.

Yunan mitolojisinde Nympheler peri anlamına gelen güzel yaratıklardır ve bir görünüp bir kaybolma özellikleri ile bilinmektedirler. Ölümsüz değillerdir ama tanrılar gibi ambrosia ile beslendiklerinden çok uzun yıllar yaşarlar ve hep genç ve güzel kalırlar. Su perisi olarak da bilinen “Nympheler kayıptan haber vermeyi severler, bazen hasta sağaltırlar. Dağlarda, kırlarda, ormanlarda, çeşmelerin, kaynakların başında, derelerde, nehirlerde yaşadıkları sanılan peri kızlarıdır”. Divan şiirinde periye benzetilen sevgilinin çeşmede/pınarda bulunmasına dair ifadeler bulunmaktadır. Bu bağlamda Yunan mitolojisinde Nympeler ile bağdaştırmak mümkündür. Nympheler, Artemis ile birlikte avlanan perilerdir. Buna bağlı olarak bu perilere âşık olmak zordur, âşık olanın ise başından bela eksik olmaz.

Medusa

Saçları yılanlardan oluşan Medusa’nın vücudundaki kanda zehir ve panzehirin bulunduğuna inanılmaktadır. İran ve Anadolu mitolojilerinde adı sıklıkla zikredilen Şahmeran ile benzerlikleri sebebiyle kültürel etkileşim örneği olarak görülebilir. Divan edebiyatında sevgilinin saçının yılana benzetilmesi Medusa ile bağdaştırmada önemli bir ayrıntı olarak ele alınabilir. Şahmeran ile Medusa arasındaki bu farklılık bizi divan edebiyatındaki yılana dair kullanımları sadece Şahmeran bağlamında değerlendirmemeye yöneltmiştir. Zira divan edebiyatında sevgilinin saçları siyah olması ve sevgiliyi etkilemesi hasebiyle çoğu zaman yılana benzetilmektedir.

Divan edebiyatında XVII. yüzyıl şairlerinden biri olan Nev’î-zâde Atâyî’nin bazı beyitlerinde sevgilinin gözlerini cadıya, saçlarını ise yılana benzetmektedir. Yunan mitolojisinde Medusa’nın bakanı taşa çeviren sihirli gözleri ve yılanlardan oluşan saçları göz önüne alındığında bu beyitteki sevgili ile Medusa arasında bir bağdaştırma yapmak mümkündür.

Divan şiirinde sevgilinin saçı, etkisi ve gücü itibarıyla panzehire benzetilir. Bu bize Yunan Mitolojisinde Medusa’yı hatırlatmaktadır. Nitekim Medusa vücudunda zehiri barındırırken panzehiri de barındırmaktadır.

Written by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir