Göç Ve Kadın Trilojisi: Gelin-Düğün-Diyet

GÖÇ VE KADIN TRİLOJİSİ: GELİN-DÜĞÜN-DİYET

TRİLOJİYE GİRİŞ

1948 yılında başladığı yönetmenlik yaşamına 52’si uzun metraj, 7’si kısa metraj ve 12’si televizyon projesi olmak üzere 71 iş sığdıran Lütfi Ömer Akad’ın filmografisine baktığımızda, günümüze kalan birçok filminin olduğunu görürüz. Usta yönetmenin imzasını taşıyan ‘Vahşi Çiçek’, ‘Hudutların Kanunu’, ‘Üç Tekerlekli Bisiklet’, ‘Ana’ ve ‘Vesikalı Yarim’ gibi filmler ilk akla gelenlerdir. Ancak kişisel yorumum, ‘Göç ve Kadın’ temalı ‘Gelin’, ‘Düğün’ ve ‘Diyet’ üçlemesi, tüm bu saydıklarımdan ayrı bir değerde incelenmelidir. Yönetmenin son üç uzun metraj sinema filmi olan bu filmler, özellikle seçilen açıları ve karelere kusursuzca yerleştirilmiş oyuncuları ile ‘Yönetmen Sineması’ olgusunun yüz akı işlerinden bir kaçı olmuşlardır. İlk iki özgün senaryonun ardından Ömer Seyfettin’in unutulmaz eseri ‘Diyet’, Lütfi Ömer Akad’ın trilojisinin son filmine ilham kaynağı olur. Koca Ali’nin hikayesini 1970’lerin Türkiye’sine adapte eden yönetmen, aynı başlığa böylelikle, yepyeni bir biçem getirmiş olur.

GELİN

1973 yılının Nisan ayında seyircisiyle buluşan ‘Gelin’ filmi aynı yıl 5. Adana Altın Koza Film Festivalinden ‘En İyi Film’ başta olmak üzere 3 ödülle döner. Daha önce de birlikte çalıştığı ve dönemin en önemli aktrislerinden olan Hülya Koçyiğit ile anlaşan yönetmenin diğer seçimleri de amiyane tabirle nokta atışıdır. Kamran Usluer, Ali Şen, Aliye Rona, Kerem Yılmazer ve Seden Kızıltunç’lu kadronun yanı sıra Handan Adalı, gösterdiği performansla ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülü ile taçlandırılır. Kadronun en dikkat çekici performanslarından biri de Osman karakterini canlandıran, dönemin en başarılı çocuk oyuncusu Kahraman Kıral’dan gelir. Aynı yıl vizyona giren, Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı ‘Canım Kardeşim’ filminde lösemi illeti yüzünden çocuk yaşta yaşamını yitiren Kahraman karakterini başarıyla canlandıran Kahraman Kıral, benzer bir kaderi paylaşan Osman’ı da aynı başarıyla oynar. Sözüm ona taşı toprağı altın İstanbul’a büyük bir hırs ve ihtirasla gelip, kendi memleketlerinin doğrularını yaşadıkları avlunun içinde muhafaza etmeye çalışan Yozgatlı ailenin, şehir hayatına adapte olmaya çalışan hemşehrilerine bile tahammülü yoktur.

Kamran Usluer’in canlandırdığı Hıdır karakterinin, köylüsü İbrahim hakkında sarf ettiği ‘Gurbet elde memleketline el vermek gerekir ya, buna boş ver… Bir tuhaf, avradını fabrikada çalıştırır.’ Repliği ile ne derece yoz ve sabit fikirli bir aile olduklarının ilk sinyalini izleyiciye vermiş olurlar. Sahip oldukları mahalle bakkalının yanına bir de şehirde market açmayı planlayan ailenin büyüme planları doğrultusunda, küçük oğulları Veli ve ailesini İstanbul’a çağırırlar. Memleketteki son topraklarını da satıp İstanbul’a varan Veli, kısa sürede ticaret erbabı olma hayalleri kurar. Okuyup, üfleyerek deva buldurduğunu zanneden bir anne, yobazlığın burnunda bir baba, paragöz bir ağabey üçgeninde kaybolan Veli, oğlunun rahatsızlığına ve karısının tüm çırpınışlarına kulak asmadan ailesinin yanlışlarında kaybolmaya yüz tutar. Oğlunun hastalığını ailesine bir türlü anlatamayan Meryem’in adını bir ya da iki kez duyarız filmde. Ailesinden kimse adıyla seslenmez. Gelin derler geçerler. Adı yoktur gelinin sanki… Bir fikri, bir hayatı yoktur onlara göre… Sadece fabrika işçisi emekçi Güler adıyla hitap eder Meryem’e…

Yeni dükkan açılsın, dükkanın masrafları çıksın, rahata erelim derken, Osman kalbine yenik düşer. Ağa baba ise torununu toprağa verirken değil, yanan bakkaldaki mallarını kurtarmaya çalışırken dövünür. Gelin Meryem yeniden hamile kalır, evi terk eder ve bir fabrikada çalışmaya başlar. Ailesinden aldığı silahla Meryem’in peşine düşen Veli onu bulduğunda aklı başına gelmiştir ancak, kör düzene kurban verdikleri Osman için geri dönüş yoktur artık. Her biri parmak ısırtacak performanslara ve ustaca yazılmış diyaloglara sahip ‘Gelin’ filmi Lütfi Ömer Akad’ın derslik yönetmenliği ile akıllara kazınır. İşaret ettiği konular ise halen ülkemizin her yöresinde fikren yaşamaya devam etmektedir maalesef.

DÜĞÜN

Bu sefer Urfalı bir ailenin İstanbul’a tutunma çabalarını izlediğimiz ‘Düğün’ filmi ‘Göç ve Kadın’ temasıyla çıkılan yolda  ‘Gelin’ filminin anlatmadığı ne varsa onları tamamlar niteliktedir. Çocuk gelin, çaresizlik bahanesine tutunarak feraha çıkma isteği ve cehaletin getirdiği hatalar ‘Düğün’ filminin ana temasını oluşturur. İlk filmde olduğu gibi bu filmin de başrolü Hülya Koçyiğit’e aittir. Kamran Usluer ise Yozgatlı Hıdır iken Urfalı Halil olarak serinin ikinci filmini yerini alır. Erol Günaydın, Ahmet Mekin, Turgut Boralı, Hülya Şengüllü kadronun performansı ‘Gelin’ filmini aratmayacak niteliktedir.

Hülya Koçyiğit bu sefer, ailesine sıkı sıkıya bağlı kardeş Zeliha karakteriyle karşımızdadır. Flashback sahnelerle geçmişini öğrendiğimiz Zeliha için kendisinden önce ailesi gelir. Emmileri Bekir’in gün aşırı getirdiği yeni ticari fikirler ışığında avlularının içinde planlara gark olan aile, düze çıkış yolunu, kız kardeşleri Cemile ve Habibe’yi evlendirip başlık paralarını sermaye yapmakta bulurlar. İbrahim’in cahilce işlediği cinayeti okul çağındaki en küçük kardeşlerine üstlendiren aile cehalet ile attıkları her adımda daha da kaybolurlar. 1973 yılının Aralık ayında vizyona giren ve Lütfi Ömer Akad’a 1974 yılında düzenlenen 11. Antalya Altın Portakal Film Festivalinde ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Yönetmen’ ödüllerini kazandıran film ‘Gelin’ filminden sonra trilojinin merkezindeki yerini alır.

DİYET

‘Gelin’ ile yeni, ‘Düğün’ ile bir süredir İstanbul’da yaşamaya çalışan kadın karakterlerimiz ‘Diyet’ filmi ile daha yerleşik bir dönemi işaret eder. Üçlemenin sırasıyla geçen süre doğru orantılı izlenmiştir. Yazının başında da bahsettiğim gibi ‘Diyet’ filmi, Ömer Seyfettin’in aynı adlı eserinden  ilham alınarak senaryolaştırılır. Ömer Seyfettin’in diyetini okuyanların da anımsayacağı üzere, zaman, mekan ve karakterler yeniden düzenlenmiş ancak ana fikre sadık kalınmaya çalışılmıştır. Hikayeyi senaryolaştırırken asıl metinden de etkilenen Lütfi Ömer Akad, trilojinin son halkası olan ‘Diyet’ filmini bitirir bitirmez TRT için bir ‘Diyet’ daha çeker. Bu ikinci ‘Diyet’ ise asıl metne sadık kalınarak yapılır ve bir anlamda da yönetmen kendi diyetini de ödemiş olur böylece. Üçlemenin son halkası olan ‘Diyet’ filmine dönecek olursak, temanın ilk iki örneğinden teknik olarak uzaklaşıldığı hissine kapılmasak da, bu sefer avlu, merkezden ayrıntıya alınır ve fabrika merkeze geçer. Trilojinin 3 filminde de görüntü yönetmenliğini üstlenen Gani Turanlı’nın seçtiği görüntüler ve mizansenler ilk iki filmden ziyade daha hareketli ve dış plan odaklıdır. İnsan hayatını tehdit eden makineler, sendikalaşma ve işçi patron ilişkisi üçgenine, yaşadıklarıyla bilinçlenen toplum öğesini yerleştiren yönetmen, ‘Göç ve Kadın’ temasını tamamlamış olur.

Filmin başrolünde bir değişiklik yapmayan Lütfi Akad, Hacer karakterinin karşısına Hakan Balamir’in canlandırdığı Hasan karakterini yerleştirir. Erol Taş, Erol Günaydın, Güner Sümer ve Osman Alyanak’lı kadronun yanı sıra; üç filmde de yan rolde ama, hikayeye doğrudan etki eden rollerde karşımıza çıkan Günay Güner’in oyunculuğu izlemeye değerdir. Fabrikadaki makinelerden biri Mustafa’nın bacağını kapar ve Mustafa’yı iş görmez hale getirir. ‘Ölse daha iyiydi’ der karakterlerden bazıları. Patron ve köpekleri ise oralı değildir. Bir şekilde punduna getirtmek ve çarkın düzenli dönmesini sağlamak peşinde koşarlar. Usta başı Bilal bu doğrultuda makinenin başına köylüsünü koyar. İşverenine sıkı sıkıya bağlı Hasan başına geleceklerden habersiz şükredip işe sarılır. Daha iyi yaşamak ve istediklerini elde etmek uğruna sistemin maşası olduğundan habersiz, makinenin piri olduğunu sanan Hasan, el verdiği makineye kolunu kaptırınca kabul ettiği sistemin diyetini de kendisi ödemiş olur.

12. Antalya Altın Portakal Film Festivalinden ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ve ‘En İyi Kadın’ oyuncu ödülleriyle dönen film, hem üçlünün son halkasıdır, hem de usta yönetmen Lütfi Ömer Akad’ın son uzun metraj sinema filmi olur.

TRİLOJİDEN ÇIKIŞ

Zaman geçer, insanlar değişir… Ancak hayata dair mücadele edilen tüm olgular baki kalır. Tüm bu akıp giden yaşam içinde karşılaşılan karanlıklara karşı insanoğlunun en değerli silahı ise emektir. Tüm emekçi kadınlara saygılarımla…

Etiketler: lütfi akad, türk filmi, türk sineması, sinema, lütfi akad filmleri, lütfi akad gelin, lütfi akad üçlemesi, lütfi akad diyet, lütfi akad düğün,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir