Görüntüleme: 120
0 0
Okunma Süresi3 Dakika, 41 Saniye

4 Aralık Cuma günü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonunun açılışı cumhurbaşkanının katılımıyla yapıldı. Yapının mimarının açılışa davet edilmemesiyle sosyal medyada yankı uyandırdı.

Sanata adanmış bu yapı için açılışta yapının mimarına davet gönderilmemesi aslında enteresan bir ironi oluşturuyor. Neyse ki sosyal medya adaleti burada devreye giriyor ve çoğu mimar ve kamuoyunun tepkisiyle tarihe geçecek ayıptan bizi kurtarıyor.

Sanat camiasını ve halkımızı heyecanlandıran, son zamanlarda gördüğümüz bu güzel gelişmeyi ele alıp yapının açılış hikayesini  ve bu  yapının mimari özelliklerini inceleyeceğiz.

İlk 1992 yılında hâlihazırda bulunan cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası binasının yetersizliği ile gündeme geldi. 1993’te ulusal proje yarışmasıyla ilan edilen tasarım sürecini 24 proje arasından Semra ve Özcan Uygur çiftinin projesi birinci seçildi. 21 Aralık 1997’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de katıldığı bir törenle temeli atılan inşaat bugüne kadar 4 cumhurbaşkanı; 6 başbakan; 9’u kültür ve turizm, 7’si bayındırlık, 5’i çevre ve şehircilik, 5’i turizm, 4’ü de kültür olmak üzere 30 bakan gördü.

 

Peki, neden bu kadar uzun sürdü?

Mimar Uygur çifti, 1993 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile sözleşme imzaladı ve yeni CSO binası için uygulama projeleri hazırlanmaya başladı, 1995 yılında da inşaat ihalesi yapıldı. 1997 yılında temeli atıldıktan sonra inşaat yavaş da olsa devam etti. Alman akustik uzmanı ile Bayındırlık Bakanlığı arasında yaşanan iletişim ve koordinasyon sorunları projeye yansıdı. Aradan yıllar geçti. Salonlara ilişkin projeler 2008 yılında ancak bitti. Yönetmelikler değişince 2010 yılında yeniden bir sözleşme yapıldı. Eski kanun ve kurallarda proje inşaatla birlikte ilerliyordu ve bu da sorunun en önemli parçasını oluşturuyor. Bu yüzden bitmesi için sürekli ek yatırımlara ihtiyaç duyulmuştur. Zamanla değişen yapı malzemesi fiyatları yüklenici firmaların işi bitirememesi ve inşaat halinde değişen proje teslim tarihinin sürekli gecikmesine yol açmıştır. Böylesine devasa ve ikonik bir yapının proje aşamasında akustik değerlendirmelerinin yapılması ve tüm teknik problemlerin çözümlendikten sonra inşaata başlanması gerekir ki günümüzde ihale kanunu bu konuda geçmişten daha ayrıntılı şartları ve işi daha garantiye alan hükümleri bulunmaktadır. Her yapı döneminin kanunlarıyla inşa edildiği için bu konudaki aksaklıkların yaşanılması kaçınılmaz olmuştur. Tabi ki buna bürokratik engellerin yani değişen bakanlıklar ve kanunları da eklediğimizde içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu konudaki problemler sadece ülkemize özgü değil fakat bu işlerdeki organizasyon ülkeler için önemli gelişmişlik göstergesi. Buna iş yapabilme kolaylığı denir ki bu konu bürokrasiyle tam anlamıyla bağlantılıdır. Dünyadaki geçmiş örnekleriyle karşılaştırıldığında böylesine karmaşık ve ikonik yapı tasarımlarının üretimi aşaması hem maliyet hem mühendislik teknolojilerinin zorlanması açısından uzun zaman aldığını görürüz. Gelecekteki yazılarımızda Türkiye’deki imar ve ihale kanunların artılarını eksilerini konuşmaya devam edeceğiz tabi ki ama şimdi bu yapıyı daha yakından tanıyalım.

 

 

Binanın özellikleri neler?

Binanın niceliksel özelliklerine bakmadan önce yarışma jüri üyelerinin değerlendirmesine bir bakalım. Diğer notlarla birlikte bu projenin değerlendirmesinde şu şekilde bir ifade yer alıyor; ‘Proje belirli bir zaman kesimi için geçerli olabilecek bir tasarım diliyle ele alınmış bir yapıdan çok, kent ölçeğinde, zamanla eskimeyecek bir simgesel davranış ortaya koymuş ve bu tutumuyla öne çıkmıştır.’

@uygurarchitects hesabından yapılan paylaşımda;

1992 ylında yarışması yapılan, jürisinde Orhan Dinç, Nejat Ersin, Doruk Pamir, Ali Terzibaşoğlu, İlhami Ural ve Nuran Ünsal’ın bulunduğu AKM Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Koro Çalışma Binaları birincilik ödülünün jüri raporundan:

 

Yapı iki geoit formun üçgen bir yapıyla birleştirildiğini görüyoruz. Etrafındaki diğer yapıların yerin 13 metre altına yapılması bu sert geometrik şekilleri barındıran yapıyı Ankara’nın önemli yerlerinden görünmesini sağlıyor. Böylesine geometrik şekilleri mimaride kullanmak cesaret gerektirirken mimar aynı zamanda çok kaliteli akustik özelliği yapıya kazandırmış oluyor. Yapının konumu itibariyle anıtkabir ve Ankara kalesinin arasındaki aksta bulunması yapıyı nasıl konumlanması gerektiği hakkında mimara katkıda bulunmuş. Mimar da bunu göz ardı etmeyerek iki konser salonun birleştiren üçgen formdaki fuaye alanını buraya yerleştirerek geçmiş ve gelecek arasına modern bir köprü kurmuştur. Yapının üretim aşaması da bir hayli zorlu olduğu görülüyor. Döküm için gerçekleştirilen özel teknikler ve özel üretim betonun kullanılması yapıyı hem depreme karşı dayanıklı hem özgün yapısına daha fazla güç katması sağlanmıştır.

 

Yapı 2023 kişilik büyük konser salonu, 500 kişilik küçük konser salonu, 10 bin kişilik açık hava konser alanı, CSO Müzesi, bir restoran ve bir kafeterya, çalışma ofisleri, kiralanabilir ticari alanlar, CSO dükkânından oluşuyor. 154 bin metrekarelik arazi üzerinde inşa ediliyor. 5 bloktan oluşan yapının toplam inşaat sahası 62 bin metrekare. Ayrıca 800 araç kapasiteli otopark da mevcut.

730 milyon TL yatırım bedelli Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binası, birçok orkestra ve konserlere ev sahipliği yapması bekleniyor.

Son gelişmelere göre Uygur çiftinin hesaplarından paylaştıkları gönderi;

admin

Yazar:

siyahdergi.com
administrator
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Previous post Çok Fazla, Çok Az, Her Şey Gidip Geliyor – Mert Tokatlı [ Öykü ]
Next post Sen var – Mehmet Kemal

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.